Fenâ · âlem fânidir
Saat
Âlem fânidir; yalnızca Yaratıcı'nın Vechi bâkî kalır
Âlemin bir başlangıcı olduysa — bir sonu olacak mı?
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ، وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Onun üzerinde olan her şey fânidir. Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi bâkî kalır.
Fâni olan ve Bâkî olan
Âlemin bir sonu vardır, Yaratıcı'nın yoktur. "Yer üzerinde olan her şey fânidir" bir tehdit değil, yaratılmışın tabiatıdır: varlığını dışarıdan alan, onu geri verir. Bekā — kalıcılık — yalnız Allah'ın sıfatıdır; Zaman Salonu'nda "sonu olmaksızın dâim" diye yankılanmıştı, burada bize döner: madem yalnız O bâkî kalır, geri kalan her şey misafirdir.
Saat — es-sâat — tek bir Dünya'nın helâki değil, bir sahne olarak âlemin kendisinin dürülüşüdür. Vahiy ondan hem heybetle hem cömertçe söz eder; vaktine dair tek bir söz: gizlidir. Bilim de kendi yolundan o aynı ilk söze ulaştı: bu âlem ebedî değildir.
Yıldızlar sonsuza dek yanmaz
Bir yıldız, yakacak şeyi oldukça yaşar. Güneş hidrojeni helyuma çevirir ve bu kaynak sonsuz değildir: yaklaşık beş milyar yıl sonra çekirdek tükenecek, Güneş bir kızıl deve şişecek, içteki yörüngeleri yutacak ve bir beyaz cüceye çökecek — Dünya büyüklüğünde, soğumakta olan bir kor.
Ve hepsi böyledir. Yıldızlar gazdan doğar, gaz ise sonludur; yenilerinin tutuşmayı bıraktığı, eskilerinin söndüğü bir çağ gelecek. Ateşlerle dolu bir gök, âlemin ebedî hâli değil, gençliğidir.
Soğuyan bir âlem
Bunun bir adı var — entropinin artışı, termodinamiğin ikinci yasası: ısı sıcaktan soğuğa akar, seviye farkları düzleşir, düzen eskir. Bütün olarak evreni bu, ısıl ölüm denen bir sınıra götürür: her şey tek bir sıcaklıkta ve artık hiçbir şey olamaz — ne bir yıldız, ne bir düşünce.
Entropinin artışı, fiziğin en güvenilir makroskopik kurallarından biridir: kapalı bir sistemde kullanılabilir enerji dağılır ve farklar eşitlenir. Ama âlemin uzak âkıbeti, bilmediğimiz şeylere bağlıdır: karanlık enerjiye, mekânın biçimine. "Isıl ölüm" bir modeldir, bir hüküm değil. Sağlam olan şu: fizik ebediyen değişmez bir âlem tanımlamaz — bu düzenin bir yönü var ve o, daire çizmiyor.
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ، وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ، وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ، وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ، وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ، وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
Güneş dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde, doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığında, vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler tutuşturulduğunda…
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ، كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ، وَعْدًا عَلَيْنَا، إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ
O gün göğü, yazılı sayfaların dürüldüğü gibi düreriz. İlk yaratışa nasıl başladıysak, onu öyle tekrarlarız — üzerimize bir vaat; ve Biz onu mutlaka yaparız.
Son hakkında iki söz
Vahiy on dört asırdır söylüyor: güneş dürülecek, yıldızlar dökülecek, gök bir tomar gibi dürülecek. Fizik, ölçümlerden giderek söylüyor: güneş tükenecek, yıldızlar sönecek, âlem soğuyacak. Bu, senaryoların çakışması değil, ilk sözdeki bir buluşmadır: âlem fânidir.
O ilk sözden sonra ayrışırlar. Fizik, ölçülemez süreler boyunca yavaş bir soğumayı çizer; Vahiy ise iradeyle gelen ani bir Saat'ten söz eder, "göz açıp kapayıncaya kadar", ardında boşluk değil diriliş olan — işte o "nasıl başladıysak, öyle tekrarlarız". Nasıl ve ne zaman olduğu — fiziğe verilmemiştir: onun vakti gaybdır, "ona dair bilgi Rabbin katındadır".